9. Gün – Üzümlü – Akbel

Likya Yolu’nda dokuzuncu günüm.
Üzümlü Köyündeki okulun bahçesine kurduğum çadırda erkenden uyandım. Uykumu almış ve dinçtim. Tulumumun fermuarı gece patlamış olsa da çimenlerin üstünde rahat bir uyku çekmiş, üşümemiştim. Son hazırlıklarımı yaparken yoldan geçen köylüler bana selam veriyordu; buralarda çadır kurulmasına alışmışlar, yadırgamıyorlardı. Çantamı sırtladım. Bugünkü hedefim sırasıyla: Akbel, Delikkemer ve nihayetinde Başkent Patara’ydı. Tarihi Delikkemer parkuru yürümeyi en çok istediğim rotalardan biriydi.

Likya Yolu’na girip yürümeye başladım. Aç değildim. Akbel’e kadar gidebilirdim.

İslamlar Köyü’ne kadar artan eğimle rahat bir parkurda yürüdüm. Yolun solunda şırıl şırıl akan bir dere gördüm; evlerin bahçelerinden kıvrıla kıvrıla geçerek vadiye doğru ilerliyordu. Daha sonra, kayalık ve zorlu bir zeminde aşağıya doğru inişe geçtim. Manzara yine muhteşemdi. Doğanın sunduğu güzellikler çekilen her zahmete değerdi. Karşıma çıkan Likya Yolu tabelasını takip ederek zorlu Akbel patikalarına girdim. Hafif eğimle yükselen tepe üstlerine ulaştığımda, doğanın içinde çok uygun kamp alanlarının olduğunu fark ettim. Akbel’in merkezinde çadır kurma imkanı olmadığından, ileride yürüyüş yapacak olanlar Wikiloc üzerinden işaretlediğim bu noktalarda kamp kurup geceleyebilirler.

Akbel’e doğru inişe geçtiğimde heyecanım artmaya başladı. Delikkemer parkuruna çok az kalmıştı. Botlarımın durumunu tekrar kontrol ettim. Sağ botumun tabanındaki açılma artıyordu; her an dağılabilirdi. Açılmayı yavaşlatmak için tozluklarımı giydim. Tozluk kayışları, tabanın açılma hızını bir nebze de olsa önleyebilirdi. Artık daha dikkatli yürüyordum. Sabah kahvaltı yapmadığım için acıkmaya başlamıştım.

Akbel ‘de kamp yeri bulamayabilirsiniz. Buralar kamp için uygun yerler. Kamp noktalarını Wikiloc üzerinden de işaretledim.

Akbel’e indiğimde karşıma “Babanın Yeri” çıktı. Küçük meydanın karşısında, gölgeli bir ağaç altındaki masalarıyla davetkâr bir lokantaydı. Çantamı çıkarıp önündeki masaya oturdum. Menüde en sevdiğim yemekler vardı ve hepsi nefis görünüyordu. Yumurtalı ıspanakla cacık siparişi verdim. Hiç dinlenmeden geldiğim için biraz yorulmuşum. Tatlı bir yorgunluktu bu.

Yemeğimi yerken içimde sevinçle karışık bir heyecan vardı. Yürümeyi en çok istediğim Delikkemer parkurunun nihayet eşiğindeydim. İki bin yıllık delikli su kemerleri üzerinde devam eden bir rotaydı. Çin Seddi gibi görünen bu kemerler, İslamlar köyünden Patara’ya su taşıma amacıyla yapılmıştı.

O arada gelen bir telefon bana on gündür Likya yollarında olduğumu hatırlattı. Kendime ayırdığım süreyi çoktan aşmıştım. Kış öncesi arılarıma son bir bakım yapmam gerekiyordu. Buraya gelirken arkadaşlarla bir haftalık plan yapmış, bu süre içinde 130 km kadar yürüyerek Kaş’a varmayı hedeflemiştik. Ancak onlar yaşanan sakatlık sonrası üçüncü günün sabahı dönme kararı alınca, ben de planı esnetip tarihi yerlere daha fazla zaman ayırmaya başlamıştım.

Bir anda planı yeniden gözden geçirmeye başladım. Ben Likya Yolu’nu yürümüyor, ilmik ilmik işliyor, iliklerime kadar yaşıyordum.

Henüz hedeflediğim Kaş çok uzaklarda. Devam edersem çok geç kalacağım kesindi.

Bir anda içimde bir yangı yükseliyor, ne kadar devam etmek istesem de şartlar dönmem için beni zorluyor.

Bir yanda kendime ayırdığım süre çoktan dolmuş, iç sesim “dön” diyor; diğer yanda ise aynı iç sesim, “en çok istediğin tarihi Delikkemer parkurunun eşiğindesin, yürü” diye diretiyor.

Devam isteğim ağır basıyor, “Hiç değilse Patara’ya kadar yürü” diyor.

Botlarıma bakıyorum. Yürüyeceğim patikanın zorluğunu düşününce Patara’ya kadar beni götürmez.

Hava durumuna bakıyorum; soğuklar ve yağmurlar yaklaşıyor. Uyku tulumumun fermuarı bozuk.

Takvime bakıyorum, kendime ayırdığım süreyi fazlasıyla aşmışım, daha ne kadar gecikebilirim ki!

Tüm göstergeler dön diyor; bir karar vermeliyim!

Aracımı Likya Yolu başlangıcındaki Ölüdeniz Kamping’e bırakmıştım.

Saatime baktım. Daha çok erkendi.
Rahatlıkla gün batmadan Ölüdeniz Kamping’e varabilirdim.

Bir anda kararımı verdim.

Bir sonraki Likya Yolu macerama yine Akbel’den başlamak üzere yürüyüşümü en çok istediğim Delikkemer rotası başlangıcında istemeyerek de olsa sonlandırdım.

Şartların zorlamasıyla bir anda gelen karardı bu.

Saat henüz 11.00’dı. Çayımı da içip kalktım. Lokantanın yakınındaki berberde tıraş oldum. Google Maps’e göre Kalkan Garajı kestirme yollardan 1,5 km’ydi. Çantamı sırtladım ve Kalkan’a kadar yürüdüm. Yol boyunca aklımda eşiğine kadar gelip yürüyemediğim o rota vardı. Otogara vardığımda şanslıydım, kalkmak üzere olan Fethiye Minibüsüne bindim. Aktarmayla saat 14:30 gibi Ovacık’taki Ölüdeniz Kamping’e, aracımın yanına vardım. Geceyi Ölüdeniz Kamping’de geçirip sabah yola çıkacaktım. Bir duş alıp arabamdaki temiz kıyafetleri giydim. Artık yürüyüşçü modumdan çıkmıştım.

Çayımı alıp kampingin bahçesinde bir sedire yaslandığımda güneş hâlâ yüksekti. Çektiğim fotoğraflara bakarken Faralya’dan Ksantos’a, Margaz’a uzanan tüm yol bir perde gibi gözümün önünden geçti. Dumanı tüten onca anı ve o buruk karar anı, parmaklarımın ucundan günlüğüme dökülmeye başlamıştı.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir