6. Gün: Likya Yolu, Ksantos 1

6. Gün – Ksantos – 1

Likya Yolu’nda altıncı günüm…

Dün, Pydnai ve Leton derken Kınık’a ancak akşam ulaşabildim.

Şans yüzüme güldü; River Side Villa Camping’de, Kadir Bey’in villasında çok uygun fiyata konaklayacak yer buldum. Hemen üç günlük ödememi peşin yaptım, çünkü biliyordum: Ksantos öyle bir günde gezilip geçilecek yer değildi. Burası, Anadolu’nun en onurlu ve direnişçi halkının yaşadığı, Truva Savaşı’nda cesaretiyle Homeros’un dizelerine kazınan Sarpedon’un toprakları, Likya’nın kalbinin attığı Arbinas’ın kentiydi.

Sabah Eşen Çayı manzarasında uyandım, kahvaltımı yapıp hemen Ksantos’a doğru yola çıktım. Yanıma sadece suyumu almıştım. Önümüzdeki iki gün boyunca Ksantos’un altını üstüne getirecektim. Kaldığım River Side Villa Camping, Kınık’a yaklaşık 2,5 km uzaklıktaydı. Eşen Çayı üzerindeki köprüden Kınık’a girdiğimde Ksantos soldaki tepe üzerindeydi. Tepenin yamaçlarında kayalara oyulmuş antik mağaralar Ksantos’un ilk işaretleriydi. Likya Yolu’na girdim.

Asfalt yoldan yukarı doğru tırmanırken ilk burukluğumu, sağ taraftaki Nereidler Anıtı’nın boş kalmış temellerini ve podiuma ait taş sırasını görünce yaşadım. Arbinas’ın Likya’yı yeniden ayağa kaldırdığı dönemin simgesi, su perisi figürleriyle bezeli, dünyaca ünlü o görkemli anıt mezar bir zamanlar tam da burada yükseliyordu. Biraz daha yürüdüğümde yolun sol tarafında, agora girişlerinin hemen üzerinde yıllara meydan okuyan Roma/Ksantos Tiyatrosu belirdi. Tiyatronun kuzey sırtındaki Harpy Anıtı ve mezar lahdi ile doğusundaki Pilye Yazıtı, şiirsel bir kentin mistik kompozisyonunu tamamlayan enstrümanları gibiydi.

Bugün burada mutlaka bir gün batımı fotoğrafı çekmeliydim.

Likya uygarlığının en değerli mezar anıtlarından biri olan Harpy Anıtı, ilk bakışta hâlâ yerinde duruyormuş gibi görünür; ama gerçek çok acı. Bugün gördüğünüz Harpy Anıtı’nın üzerindeki kabartmalar birer kopyadır (replika). Kanatlı kadın figürlerinden oluşan özgün kabartma paneller çoktan İngiltere’ye taşınmıştır.

19. yüzyılda Sir Charles Fellows, Ksantos’ta kazı yapmaya başladığında Osmanlı’nın tarihî eser bilinci neredeyse hiç yoktu. Antik eserler devlet için sadece ‘eski taş’ sayılırdı. Fellows, buluntuları ‘bilimsel amaçla incelemek’ bahanesiyle İstanbul’daki yetkilileri kolayca ikna ederek bir izinnameye bağladı. Ardından Likya’nın tarihe ışık tutan en değerli yüzlerce kabartma, yazıt ve lahit kapağını kesip biçtikten sonra sandıklara yerleştirip gemilerle Londra’ya taşıdı.

En acı olanı ise Güneydoğu nekropolünde bulunan Payava Lahdi’nin uğradığı zulümdür… Bir lahit, kayaya kabartmasıyla birlikte tek parça oyulur. Fakat Fellows’un ekipleri kabartmaları lahit üzerinden testere ile keserek aldı, geriye sadece kaidesiyle lahitin çıplak tekne parçaları kaldı. Payava Lahdi bugün kendi coğrafyasından çok uzaklarda British Museum’un Ksantos salonunda tüm ihtişamıyla sergilenmektedir.

Harpy Anıtı’nda da durum farklı değildir. Kanatlı kadın figürleriyle ölülerin ruhlarını göğe taşıyan benzersiz Likya kabartmaları da aynı akıbete uğramıştır. Ksantos’ta geriye yalnızca kaide ve onun üzerine oturtulmuş modern bir kopya kaldı.

Sayfaları eksik bu antik şehirde yürürken, Ksantosluların ne kadar yağmalansa da tükenmeyen eserlerini ve onlar uğruna canlarını nasıl hiçe saydıklarını düşündüm.

Yakın tarihte Fellows tahribatı ve yağması, dünya arkeoloji literatüründe ‘Limehouse Diseksiyonu’ olarak kınanır.

Geçmişte Pers yağması ise en trajik olanıdır.

Yıl, MÖ 545. Ksantos…

Pers komutan Harpagos’un orduları Likya’ya girer. Ksantoslular istilacılara teslim olmaz, direnir.

Ancak savaşın gidişatı umutsuz hale gelince, Ksantoslu savaşçılar, esir düşmemeleri için kadınlarını ve çocuklarını akropolden aşağı indirip öldürürler. Ardından düşman eline geçmesini istemedikleri eserlerini, eşyalarını, evlerini, kentlerini de ateşe verirler.

Erkekler, surların önünde son kez dizilir.

Artık kaybedecekleri hiçbir şeyleri kalmamıştır.

Yok oluncaya kadar savaşırlar.

Ksantos’un onurlu ve direnişçi halkı tutsak olmaktansa yok olmayı seçmiştir.

Bu olaydan bir asır sonra Arbinas tarih sahnesine çıkar.

Ksantos’u yeniden ayağa kaldırır; tapınaklar, agoralar, lahitler yeniden yükselir. Pers hâkimiyetini tanır ama halkının ruhunu satmaz. Yaptırdığı Nereidler Anıtı, bu yeniden doğuşun bir simgesidir.

Yüzyıllar sonra tarih tekerrür eder.

Bu kez karşısında Roma ordusu, başında da Sezar’ın katili Brutus vardır. Ksantos’un onurlu halkı yine aynı kararı verir: yeniden tutsak olmamak için toplu intihara girişir. Evlerini yakar, kentlerini kül ederler. Antik kaynaklara göre Brutus, bu trajedi karşısında derin üzüntü duyar; kurtarılabildiği kadar ailenin kurtarılmasını emreder. Her kurtarılan aile için askerlerini ödüllendirir.

Ancak Ksantoslular, aynı toprakta, aynı onurla, bir kez daha ölümü seçmiştir.

Tarihçiler bu olayı “insanlığın en trajik kahramanlığı” olarak adlandırır. Bu yüzden benim için Ksantos, Likya’nın ruhunu yansıtan en önemli kenttir.

İşte binlerce yıllık dev bir pilyeye, kazınmış trajik Arnna Yazıtı (Yazıtlı Pilye) anlatılarından esinlenen Azra Erhat’ın yazdığı Ksantos ağıtı:

Evlerimizi mezar yaptık,

mezarlarımızı ev.

Yıkıldı evlerimiz, yağmalandı mezarlarımız.

Dağların doruğuna çıktık, toprağın altına girdik,

suların altında kaldık.

Gelip buldular bizi, yakıp yıktılar, yağmaladılar bizi.

Biz ki analarımızın, kadınlarımızın ve ölülerimizin uğruna;

biz ki onurumuz ve özgürlüğümüz uğruna

toplu ölümleri yeğleyen bu toprağın insanları…

Bir ateş bıraktık geride;

hiç sönmeyen ve sönmeyecek olan…

Strabon da Ksantos’u Likya’nın en büyük kenti diye yazar; ama onun kelimeleri bile burada yaşanan trajedinin ağırlığını taşımaya yetmiyor.

Artık güneş batmak üzere, tahmin ettiğim gibi Ksantos gün batarken tüm şiirselliği ile göz kamaştırıyordu. Bol bol fotoğraf çektim.

Tüm günüm Ksantos’ta geçmesine rağmen henüz kentin yarısını bile gezememiştim. Yarın Doğu Nekropolisi için tekrar gelmek üzere River Side Villa Camping’in yolunu tuttum.

Sarpedon:

https://www.facebook.com/share/16aKmBDjYf/?mibextid=wwXIfr

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir